Osmanlıda iyilik ve insaniyet

2008-02-10 12:16:00

Rahmetli S. Ahmet Arvasi Bey, ziyaretine gittiğimizde, kendisi seyyid, yani Peygamber torunu olduğu halde hep, Türklerin Allah rızası için gösterdikleri gayretlerden, hizmetlerden bahsederdi. “İslam’ı yaşamada, İslam’a hizmette, Eshab-ı kiramdan sonra ikincilik Osmanlılara nasip olmuştur” derdi. Gerçekten de, Osmanlılar, gönüllerini süsleyen İslam ahlakının zarafet ve nezaket numuneleriyle dolu bir hayat yaşamışlardır. Dolayısıyla Avrupa’da insanlar adeta idarecilerinin eli altında esir muamelesine tâbi tutularak çok ağır şartlarda yaşarken, Osmanlılarda Müslüman olmayan halk bile, gayet huzur ve rahat içinde ömür sürmekteydi. Nitekim bu hâli müşahede edebilen pek çok memleket ve şehir halkının Osmanlıyı “Gelin bizleri de sizler idare edin!” diye davet eylediği tarihi bir gerçektir.Zira, o sıralarda Batı’da Galile gibi bir ilim adamı, İslam kaynaklarından mülhem olarak, (Dünya dönüyor! dediği için idama mahkum edilmiştir. Yine batılıların psikiyatrik hastalar hakkında, (Bunların içine cin girmiş!” diye onları ateşe atmaları, ne büyük bir cehalet ve cinayettir. Osmanlı’nın bu kadar merhametli, şefkatli olmasının esas kaynağı İslamiyet’ti. Herkese karşı gösterdiği iyilik ve insaniyeti, gayri müslimler, kendi dindaşlarından bile göremezlerdi. Osmanlıların bu hâllerini Hıristiyan araştırmacı seyyahlardan dinleyelim: L. H. Delamarre: “İstanbul civarındaki gezintilerimde ben hep bu milletin lütufkârlığı ile misafirperverlik aşkına şahit oldum. Rast geldiğim hangi Türk’e yol sorsam, hemen bana rehberlikte bulunuyor, yiyecek ve içecek şeyler hususunda elinden geleni esirgemiyordu. Onların bütün davranışlarında mükemmel bir insaniyet ve kibarlık göze çarpıyordu.” Dr. A. Brayer: “Osmanlılarda öyle bir ruh vardır ki, bu sayede onlar, her misafire mukaddes bir nimet nazarıyla bakarlar. Ev sahibi, misafirine evinin en güzel odasını tahsis ederek her hizmetini canla başla yapar. Hatta misafi... Devamı

Yabancı gözüyle Osmanlı

2008-02-10 12:15:00

Ceddimizin mazideki o yüksek ahlakının özlemi içindeyiz. Bizler de o insanların nesilleri olarak niçin bu ahlakın onda birini gösteremiyoruz. Kaldı ki imkanlar olarak onlardan daha ileri seviyedeyiz. Herkes toplumdaki huzursuzlukların cinayetlerin, kapkaçların, hırsızlıkların bitmesini istiyor. Ancak bunun gerekliliği için bizlere hangi vazifeler düşüyor. Geçmişte dedelerimizin ninelerimizin örnek ahlakı için şiirler okunmuş, yazılar yazılmış dahası bunlar bizden olmayan insanlar tarafından yapılmış. İşte örnek; Mouradgea d’Ohsson’un 1791’de neşredilen Tableau General de L’Empire Ottoman isimli eserin dördüncü cilt birinci kısım 315. sayfasında şöyle yazar:“Osmanlı Türkleri, umumi ve ferdi ahlaklarının ciddiyetini İslamiyet’in iffet ve hayâ ahkamına medyundurlar. Ahlaki ve dini bir hukuk sisteminin zaruri bir neticesi olan bu hâli örf ve âdetlerinden milletin göçebeliğinden ve kocalarının kıskançlığından mütevellit göstermek haksızlıktır.” A. Brayer’in “Neuf annees a Constantinople” isimli eserinin 1836 Paris tabının birinci cilt 198-199. sayfalarında Osmanlı Türklerinin tevazuu şöyle anlatılır:“Müslüman Türkler arasında kibir ve gurur yok gibidir. Kur’an-ı kerimin en şiddetle nehyettiği temayüllerin biri de budur: - Yeryüzünde sakın azametle yürüme, insanlardan nazarlarını gururla çevirme. - Mütekebbir ve mağrur olandan Allahü teâlâ nefret eder. - Hareketlerinde mütevazı ol, yavaş sesle konuş. - Allahü teâlâ saygısızlardan nefret eder. - Kibir cehaletten ileri gelir. Âlim asla mağrur olmaz. Bir taraftan da mütemadiyen tevazu telkin edilir; - Tevazu Cennet kapısının anahtarıdır. - Tevazu saadetin süsüdür. - Tevazu insana asalet verir. - Hakiki hakim mütevazı olur. - Herkese karşı daima alçak gönüllü ol. İşte bundan dolayı Müslüman Türk’ün yürüyüşünde vakar ve ihtişam olmakla beraber, katiyen kibir ve azamet yoktur. Daima yavaş sesle konuşur, el ve kol hareketlerinde hiçbir zaman zorbalık t... Devamı